Kitap Canavarı

Kitap okuyorum o halde varım.

Archive for the category “Kitap Yorumları”

Günahkar – Pamela Clare (McKinnon’s Rangers, #2)

5/5

Pamela Clare çok iyi bir yazar benim gözümde. Sadece tarihi romanları değil, romantic suspense romanları da gayet iyi. Onları da bir ara paylaşıp tanıtırım size ama öncelikle Teslimiyet’in ardından gelen Günahkar’dan bahsetmek istiyorum. İlk romanına bayılmıştım, karakterleri çok iyiydi. Zaten İskoç savaşçılar oldukları için istemeseniz de etkilenirsiniz onlardan değil mi? (A ye!) O yüzden bu kitabın da hoşuma gideceğini biliyordum. İlkinden daha fazla hoşlanmış olsam da bu da onun kadar iyi diyebiliriz.

Burada karakterimiz Morgan. Iain ayrılıp gittiği için komuta onda ve diğer kardeş Connor da hala savaşıyor. Morgan Fransızların eline düşüyor ve orada güzeller güzeli Amelia’dan hoşlanmaya başlıyor. Ama orada bulunma nedeni casusluk yapmak ve böyle bir ilişki işleri bozabilir. Bu yüzden de kendini ondan uzak tutmaya çalışıyor ama tabi ki başaramıyor. Ve evlenmek zorunda kalıyorlar, zorunda kalıyorlar da sanki hiçbiri istemiyormuş gibi bir hava vermeyeyim. Sadece ani bir emirle oluyor. Ve oradan sonrasında Morgan kendini tehlikede buluyor, bu sefer İngilizler onu hıyanetle suçluyor. Amelia yardım etmeye çalışıyor ve kitap finale doğru ilerliyor.

Sonu ben en sevdiğim tarzda bitmiş. Bir süre sonrasını gösteriyor; Morgan en sonunda affediliyor, Iain ve Annie’nin yanında yaşıyorlar ve tabi ki bebekler var. Iain’in oğlu da ilk kitapta güzel bir finaldi, Morgan’ın da ikiz oğulları oluyor ve romantik bir bitiş yapıyor.

Connor’un son kitabıyla savaş bitebilir diye düşünüyordum ama bitmeyedebilir çünkü yazar yan karakter (ve benim pek sevmeyip biraz abaza bulduğum, ama huyu bir nebze iyi olan) William’ın hikayesini yazacakmış. Bu karakterlerle bir süre daha haşır neşir olacağız gibi gözüküyor.

Reklamlar

Aşk Her Yerde – Rachel Gibson

Ve yine bir Chinooks klasiği. Yalnız bu roman Susan Elizabeth Phillips’in “Aşkta İlk Çeyrek” kitabını hatırlattı bana. Burada takım ölen patronun dul eşine kalıyor, yalnız kız eski Playboy güzeli ve striptizci. Geçmişinden hiç memnun değil, para için yaptığını da saklamıyor ama herkesin onun hakkında düşündükleri belli. Hokey takımını Virgil’in (ölen patron) oğluna satmaya karar veriyor ama oğlu onu herkesin önünde aşağılayınca satmaktan vazgeçiyor tabi. Bu kararından sonra hokey öğrenmeye çalışıyor ve tabi takımın kaptan Tyson Savage ile aralarında bir elektriklenme oluyor. En başlarda Tyson bundan kaçmaya çalışsa da tabi ki karşı koymayı bırakıyor bir yerde. Maçlar geçiyor, kupa en büyük hayal tabi. Kupa yolunda Faith ve Ty’ın başları biraz ağrıyacak ama tabi mutlu son da gelecek.

Klasik Rachel romanıydı, ben cidden seviyorum bu kadını. Serinin son kitabı kaldı artık yalnızca. Keşke Nemesis bunları sırayla yayınlasaydı da 5. kitaptaki Bo-Jules aşkının öncesini biliyor olsaydım dedim. Artık son kitap için Nemesis’i bekliyoruz.

The Alchemy of Forever – Avery Williams

4/5

Reenkarnasyonu konu edinen bir romandı. Karakterimiz 600 yıldır beden değiştirerek yaşayan Seraphina. Cyrus ise simyacının oğlu, en başta Sera ölürken ona ilk bedenini veren ve 600 yıldır onunla olan. En başta birbirlerine aşık olsalar da zaman geçtikçe Sera Cyrus’tan nefret etmeye başlıyor, çünkü zamanla Cyrus acımasız ve soğuk kanlı bir katile dönüşüyor. Sera da beden değiştirip insanları öldürmekten bıktığından temelli ölmeye karar veriyor. Tam intihar etmek üzereyken bir araba kazası oluyor ve hemen oraya koşturup sürücü genç kızın ölmek üzere olduğunu görüyor. Tam olarak bunu planlamasa da ölmekte olan kızın bedenine giriyor ve onun yaşamına dalmak zorunda kalıyor. En başlarda kaçmaya çalışsa da bu yaşam onun hoşuna gidiyor. Ama Cyrus’un ondan vazgeçmeyip bulmaya çalışacak, Sera da- ya da bedeninin ismi Kailey de- ondan kaçınmaya çalışacak.

Kitap aslında gayet akıcı ilerliyor, sadece kurguda eksiklik var ya da yazar bilerek boş bıraktı oraları. Sonu tamam, bir merak unsuru bırakacaktı da, kitaba ve o Taryn adlı kıza ne oldu bir daha hiç değinmedi. Bilemiyorum belki ikinci kitaba bıraktı bütün diğer kısımları. Seneye ikinci kitaba kavuşunca soruların cevabını alırız. Ama genel olarak kitabı beğendim ve ilginç bir konusu vardı. Zaten merakıma yenilip hemen okuyup bitirdim, merak ediyorsanız siz de eminim sizi de saracaktır.

Angelfall – Susan Ee

5/5

Şunu söylesem yetmeli aslında: Kitap muhteşem! En başlarda yavaş yavaş olaylara dahil oluyorsunuz, melekler şehirleri işgal etmiş, insanlar yemek ve barınacak yer derdinde, hayalet şehre dönüşmüş San Francisco, tüm bunların içinde Penryn isimli ana karakter kızımız ve kanatları bir dövüş esnasında koparılıp dünyada terk edilmiş Raffe adlı melek oğlanımız… Bu dövüş sırasında bir de Penryn’in tekerlekli sandalyeye mahkum kız kardeşi Paige kaçırılmasın mı? Tabi kızımız savaşçı ve cesur olduğundan kız kardeşinin peşine düşecek, bu esnada da ummadığı birinden – tabi ki Raffe’den – yardım alacak.

Kitap öyle iyi ilerliyor ki, nasıl desem böyle her satırı düşünülmüş de yazılmış sanırım çünkü kopmuyorsunuz ve durmadan merak ediyorsunuz. Aslında bu roman Susan Ee adlı yazarımızın ilk romanı ve bir ilk roman için çok başarılı benim gözümde. Ayrıca diğer paranormal hikayelerden farklı, burada öyle vıcık vıcık aşk yok, hatta aşk bile yok. Siz karakterlerin arasındaki elektriği seziyorsunuz ama karakterlerimiz pek bir şey yapmıyorlar kitap boyunca. Ama sonuna geldiğinizde Raffe’nin duygularını -aslında Penryn’in duygularını da- anlayabiliyorsunuz.

Yazar serinin ikinci kitabını 2012 yazında yayınlayacak. Ben dört gözle beklemedeyim, çıkar çıkmaz maceraya devam etmeyi düşünüyorum. Bu kitabı Dex’e önerdim ben ama dikkate alınsa bile bu sıralarda çıkması aylar alır. Eğer ilginizi çektiyse hiç Türkçe basım felan beklemeyin, çünkü buna değer.

Mefisto – Trinity Eagen

5/5

Mefisto, son zamanlarda okuduğum en güzel paranormal aşk hikayelerinden biriydi. Dex’in yayınladığı kitaplar gerçekten güzel oluyor. Ne demek istiyorum şimdi? Şöyle ki, araştırıyorlar ve güzel hikayeleri yakalıyorlar. Çok sevdiğim bir yayın evidir kendileri. İşte Mefisto da yazarın 2011 yılında yayınladığı ilk romanı. Dex zaman kaybetmeden bizlerle de buluşturdu kitabı.

Kitap sizi ele geçiriyor, merak etmeden duramıyorsunuz. Kızımız Sasha bir Anabo, yani Havva’nın kızı oluyor. Erkeğimiz Jax ise şeytanın oğullarından biri. Mefisto Akdi denen bir şeye göre de, Jax bir Anabo bulursa cennete girebilmeye de hak kazanacak. Sasha babasının katilini bulmak için bir tarikata üye olmaya karar veriyor ama orada işler karışıyor. Bizim kızı öldürmeye çalışıyorlar ve Jax, Sasha’yı bu tarikattan kurtarıyor ve hafızasını siliyor. Bu tarikat da Eryx’in yarattığı bir şey. İnsanları kandırıp ruhlarını kendisine satmalarını sağlıyor. Ruhlarını satan insanların kişilikleri de anında değişiyor, sadistliğe doğru kayıyor. Sasha’nın babasının ölümü üzerine annesi Rusya’ya dönmek zorunda kalınca halasının yanına yerleşiyor ama hala ve oğullarından biri ruhlarını sattıklarından onun hayatını mahvetmeye çalışıyorlar, onu da tarikata sokmak istiyorlar. İşte Jax da kendine lisedeki öğrenci görünümü veriyor ve kendini ona korumaya adıyor, çünkü Anabo’suna çoktan aşık oldu bile. Sasha’yı kendisine aşık etmeye çalışıyor, onu türlü türlü durumlardan kurtarıyor ve kitap finale giderken başlarına birçok türde olay geliyor.

Kitap çok akıcı olduğundan kitabı bitirmem uzun sürmedi. Kurgusu da gayet ilginç, merak faktörü de devrede. Kısacası bu türdeki favorilerimden biri kendisi. Eğer tarzınıza uyuyorsa alın okuyun derim. Ayrıca kitap “The Mephisto Covenant” denen bir serinin ilk kitabıydı, yani devamı gelecek. Devamında da Jax’ın diğer kardeşlerini anlatabilir çünkü bu kitabın orijinal adı ” The Mephisto Covenant: The Redemption of Ajax” ve sanki sırayla gidecek gibi gözüküyor. Henüz tam bir bilgi yok, kitap eylül 2012’de yayınlanacak. O zamana kadar ilk kitabı alın ve zevkini çıkarın.

Seni Sevmek İstemedim – Fatih Murat Arsal

4.5/5 

“Seni Sevmek İstemedim” erkek bir yazardan okuduğum ilk aşk romanı sanırım, hem de Türk bir yazar. Uzun süredir Türk yazar da okumuyordum, evet hoş bir durum değil ama malesef öyle. Bu roman ise beklentilerimin üstündeydi açıkçası.  Ben yazarı ilk defa okuyorum ama facebook’ta bir sürü hikayesi paylaşılmış vaziyette, rahatlıkla bulunabilir. 

Gelelim kitabın kendisine… Kız karakterimiz Pınar; 21 yaşında bir ekonomi öğrencisi, gayet dik başlı ve affetmeyen bir yapısı var. Erkeğimiz ise Doğan, 32 yaşında ve varlıklı bir aileden geliyor. Büyük bir otel zinciri var yani geliri gayet iyi. Zaten hikaye Doğan’ın Pınar’ın abisi Deniz’den borcunu istemeye gelmesiyle başlıyor ve orada Pınar’ı görüp tutuluyor. Abi borcu ödeyemeyecek durumda olduğundan, Doğan da borcuna karşılık Pınar’ı istiyor ve abinin bütün borcunu, sadece kendine olanı değil banka borçlarını da kapatarak yaklaşık 5 milyon dolar gibi bir hafifleme yaşıyor. Pınar’ı da deyim yerindeyse kaçırıyor. İşte buradan sonra da Pınar adamın hayatını zehir etmeye karar veriyor. Adamdan nefret ediyor ve her durumda bunu yüzüne karşı söylüyor. Doğan ise yılmadan bu güzel dilberi cezbetmeye çalışıyor. Sonlara doğru her iki taraf da bu durumdan çok acı çekiyor, başlarına gelen olaylar oluyor. 

Kitap sizi kendine çekiyor ve sayfaları sıkılmadan çeviriyorsunuz. Kısacası güzel bir romandı ama bana Judith Mcnaught’un İçinde Aşk Saklı (Whitney, My Love) romanını hatırlattı. Pınar, Whitney’in ilk hallerini açıkça anımsatıyor. Doğan da zaten Clayton’ın kopyası gibi geldi. Bu yüzden öyle orijinal bir roman değil. Yine de kendini okutuyor, sonu da tabi ki aşk romanlarının olmazsa olmazı mutlu son ile bitiyor.  Mcnaught tarzını seviyorsanız bu romanı da seveceksiniz demektir. İlginizi çekiyorsa alıp okuyun derim. 

Post Navigation